sofra.com
Restaurant Güncesi
Eylül 6, 2008 at 13:18 · Balıkçılar, Köfteciler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Kalpazankaya restaurant, Burgazada’nın güneybatısında yeralan Kalpazankaya burnunun hemen sırtlarında yeralmaktadır. İskeleden sonra yaklaşık 3 kilometrelik harika bir yürüyüşle ya da ondan daha da güzel bir fayton sefasıyla (20 ytl) ulaÅŸabilirsiniz. Burgazada, Heybeli yada Büyükada gibi deÄŸil, daha nüfus yapısı pek deÄŸiÅŸmemiÅŸ. Halen yıllar öncesinin izlerini taşıyor. YaÅŸlı nüfusun giyimi, konuÅŸma ÅŸekli hiç deÄŸiÅŸmemiÅŸ. Zaten pekte genç nüfüs yok.

Adanın yaklaşık %20 lik bölümünde yerleşim var ve yerleşim tamamen iskele çevresinde yoğunlaşmış. Kalpazankaya ise bu yerleşime tam zıt istikamette bulunmakta. Yani sessiz ve dingin tam çam ormanları içinde bir bölgede. Tam altında bölgeye ismini veren kalpazankaya ve plajı bulunmakta. İstenirse buraya tekne ile yanaşmak için mini bir iskele de var. Restaurantta oturduğunuzda tam karşınıza 1960 ihtilali ile o hüzünlü 3 idam kararının alındığı Yassıada gelmekte.


Restaurant’a girer girmez o salaÅŸ masa ve sandalyelerin üzerinde, cumartesi için zeytinyaÄŸlı dolma sarmakta olan iki hanımefediye kolay gelsin dileklerinde bulunup, manzaralı bir masaya yerleÅŸiyoruz. Zaten manzarası olamayan bir masa yok gibi ama. Oturur oturmaz etrafınızı serçeler çeviriyor. Masaya hemen konan su ve ekmek ardından, daha sipariÅŸlerimizi bile veremeden serçelerin beslenme saatine geçiyoruz. Belli ki hepsi insana çok alışık. Bir süre sonra serçeler masa üzerine müdahil olmaya baÅŸlıyorlar ve biraz daha ileri giderek avcunuzdan ekmekleri toparlıyorlar.

Batur oturur oturmaz abi, abi diyerek servis görevlisini çağırıyor ve sipariÅŸini söylüyor; “Bana tandır lütfen”. Fakat acı gerçekle karşılaşıyor, tandır hafta sonları oluyormuÅŸ. Genelde sipariÅŸler köfte ve istarvit tava üzerinde yoÄŸunlaşıyor. Güzel çoban salatalar ve yoÄŸurtlu çıtır çıtır semiz otları yemek öncesi mideye indiriliyor.Â


Köfteler gerçekten çok leziz, iri, son derece pişkin ve içi sulu.

İstarvit ise taptaze iyi kızartılmış ve güzel bir sunuşla hazırlanmış.

Hepsinin üzerine ise son derece lezzetli sufleler geliyor.
Belki haftaiçi olmasından kaynaklı, servis görevlileri pek bir ilgisizler. Ben yemek üzerine çay yaptırmayı beceremiyorum. Halbuki içeride çalışanlar demli çaylarını içmekteler. Meğer sadece çalışanlar için çay yapmışlar ve bitmiş. Fakat olaya Selda el koyunca çay demlenmesini sağlıyor.

Tuvaletler bu salaş mekan ile çok ilgisiz olarak tertemiz.
Sekiz kişi yaklaşık 190 ytl hesap ödüyoruz (23 ytl/kişi).
Eylül 2, 2008 at 14:51 · Köfteciler, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Bir süredir Bodrum’da bir Ali Kestaneci modasıdır gitmekte. İstanbul’da üç ÅŸubeleri varmış, haberimiz yok. Bodrum’da ise iki ÅŸubeleri var. KuruluÅŸu 1923 yazıyor. Kurum hakkında Yalıkavak ÅŸubesinden bilgi almaya çalışınca, tüm görevlilerin olaydan bihaber olduklarını öğreniyoruz. Sonuç olarak İstanbulda nerelerde ÅŸubeleri var bilmiyoruz, 1923 te nerede kurulmuÅŸ bilmiyoruz, Bodrum’a bu köfteler nereden geliyor bilmiyoruz. İnternetten sonradan öğrendiÄŸim, eÄŸer bu bilgiler doÄŸru ise, Bursa Kebapçısının ÅŸimdiki sahibi imiÅŸ Ali Kestaneci. Hatta orada doÄŸmuÅŸ. Hepsi internetten alıntıdır. DoÄŸruluÄŸu hakkında bilgim yok. Umarım yetkili bir ağız bunları teyid eder.

Yalıkavak’ta Kavaklı köftecide herzamanki gibi oturacak yer bulamayınca, aile büyüklerini bekletmemek adına 20 metre ötedeki Ali Kestaneci’ye yöneliyoruz. Ben mekanın spesyalini istiyorum, genelde ise Kasap Köfte, İstanbul Köfte ve Yaprak CiÄŸer sipariÅŸi veriliyor. Köfteler marketlerde satılan donuk köftelere benziyor. Pek iddaası yok. Ali Kestaneci özel ise hünkarbeÄŸendi üzeri fıstıklı köfte denebilir. Biraz yaÄŸlı fakat lezzetli bir ÅŸey. Ama tekrar bunun için gidermisin derseniz, gitmem derim. Ama Yaprak CiÄŸer ise umulanın çok üzerinde lezzetli ve pamuk gibi bir ciÄŸer. Bu mekanda tek geçerim. Unutmadan bir de irmik helvaları çok lezzetli.
AÄŸustos 20, 2008 at 14:15 · Köfteciler, Tatilde ne yenir, Yol üzeri tesisleri altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Tam yol şarkısı, dinleyiniz
KuÅŸadası’nda gayet eÄŸlenceli bir günlük su parkı molasından sonra İstanbul’a doÄŸru yola revan oluyoruz. Yıllardır aklımızda olan Tire ya da ÖdemiÅŸ köftesi yemek ya da her ikisinden de yemek için yolumuzu İzmir yerine, Selçuk’tan Tire yönüne çeviriyoruz. Yaklaşık 30 km’lik meyve aÄŸaçları içinden gidilen yemyeÅŸil bir yoldan ilerliyerek Tire’ye varıyoruz. Direkt HacıoÄŸlu Mangal’a vasıl olup masaya kuruluyoruz. Köfteler sipariÅŸ ediliyor. O enfes köfteler servis edilene kadar, masaya gelen o harika yoÄŸurdu kaşıklamaya baÅŸlıyoruz bile.

Tire köftesi, ince bir şişte kalem kalınlığında pişirilip, tereyağlı bir domates sosu üzerinde servis ediliyor. Üzerinde taptaze mis gibi maydanoz. İsterseniz yoğurtlu da servis edilebiliyor ama köfteleri soğuttuğundan tercih etmiyoruz. Bu enfes köfteleri, sosuna ekmeklerimizi bulayarak afiyetle mideye indiriyoruz.
Mekanın ortaklarından Kadir bey  köftenin yapılışı konusunda biraz ipucu veriyor. Sadece dana kıyması ve tuzdan müteşekkil olan bu köfteler, şişlere dizilip bir ızgara işleminden geçiyor ve sonrada su buharından geçiriliyor. Şişlerden sıyrılıp buzdolabında dinlendiriliyor. Siparişe istinaden tereyağında ısıtılıp servis ediliyor.

Lor üzerine dökülmüş karadut reçeli ile finali yapıyoruz. Bu da çok leziz. Tire içinde kısa bir ÅŸehir turundan sonra, Selçuk’a dönmek yerine ÖdemiÅŸ üzerinden Salihli’ye gitmeyi planlıyoruz. Aklımızda en azından yarım porsiyon da olsa ÖdemiÅŸ kebabı yemek var. Sonrada Salihlide kirazın hasını yemeÄŸi planlıyoruz.

ÖdemiÅŸe vardığımızda ise saat 18:00 olmuÅŸ ve gitmek istediÄŸimiz restaurant kapanmıştı. Artık Tire - ÖdemiÅŸ kebap karşılaÅŸtırma hevesimizi bir sonraki sefere bırakıyoruz. Ve mutlaka görülmesi gereken Bademli’nin o muhteÅŸem coÄŸrafyasından geçerek Salihli’ye varıyoruz. Aklımızca İstanbul’da kilosunu 18 ytl’ye aldığımız Salihli kirazını üç beÅŸ ytl’den alıp çatlayana kadar yiyeceÄŸiz. Pehh hayal hepsi, zira Salihli’de bir dükkanda bile Salihli kirazını bulamıyoruz.
Oradan ise Manisa yerine UÅŸak üzerinden İstanbul’a geliyoruz. Sabaha karşı varıp hemen uyku pozisyonu almamız ile gözümüzde Tire Köfteleri ve Salihli kirazları uçmaya baÅŸlıyor.
Â
Temmuz 30, 2008 at 14:06 · Sulu Yemekler, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Datçada canınız şöyle güzel bir ev yemeÄŸi mi istedi? Çok gezinmenize gerek yok, merkezede Zekeriya Sofrası sizleri bekliyor. Zekeriya bey harikulade bir esnaf lokantası iÅŸletmekte. Aslen İnegöllü olan ve Almanya’dan kesin dönüş yaptıktan sonra burayı açan Zekeriya bey’in çalışanlarının tamamı Datça’lı hanımlar. Durum böyle oluncada ev yemeÄŸi lezzeti kaçınılmaz olmakta.

Knidos dönüşü, Datçaya yemek yemek üzere gelipte, aklımızdaki restaurantta, aklımızdaki yemeÄŸi bulamayınca doÄŸruca Zekeriya Sofrasına yöneldik. Knidos gezisi yorgunluÄŸu üzerine Zekeriya Sofrasında, mutfağı ve kalan yemekleri iyice ezberleyip, kaldırım üzerinde uzunca bir masaya kurulduk. Bu kalabalık kadro kalan yemeklerin nereyse tamamını sildi süpürdü. Çorbalar, EkÅŸili köfteler, patlıcanlı kebaplar, karnıyarık, yeÅŸil fasulye, kurufasulye, pilav, taze eriÅŸte, sütlaç… Hepsi de birbirinden leziz.

Datça denince hemen akla gelen iki “B”, Bal ve Badem alma niyetiniz varsa; Zekeriya Sofrasının hemen karşısında “Datça Kaya Bal Badem” sizleri bekliyor. Yıllardır Nazmi bey’e tatlı badem almak için gelirim. Müşteriye o güleryüzlü ve iÅŸtahlı davranışında en ufak bir azalma yok. Sanki dükkanı dün açmışta siz o dükkanın ilk müşterisisiniz.
Temmuz 10, 2008 at 13:06 · Mantıcılar, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Datça’da Hayıt büküne komÅŸu Kızıl bükteki Gabaklar’da kalıyoruz. Harika bir koy, Gabaklar koyun tamamını kapatmış. Burada sıkıldığımızda 20 km ilerideki Palamut bükü’ne doÄŸru yol alıyoruz. Yol üzerinde Hayıt bükü ve Ova bükünü geçtikten sonra, Palamut büküne gelene kadar muhteÅŸem üzeri denizi olan 3 adet bakir koy var. Buralarda da mutlaka deniz molası vererek Palamut büküne vasıl oluyoruz.

Palamut bükünün bir hayli uzun bir plajı ve harika bir denizi var. Ve tabii ki Ilgın ağaçları altında serin restaurantları var.

Gene bir Palamut bükü dönüşünde gözümüze çarpan Kum Burnundaki “Samsun Pidecisi” hepimizin aklında kalmış, ertesi gün ne yiyelim sorusunun cevabında sanki herkez ağız birliÄŸi etmiÅŸcesine Samsun pidesi deyiverdi. Eee artık bir Palamut bükü gezisi kaçınılmaz oldu. Verilen deniz molası ardından ise ziyaret edilen tesiste acı bir sürpriz ile karşılaÅŸtık. Günlerden Temmuz başı olmasına raÄŸmen tesis sahibi pide ustasının yarın Samsun’dan gelip açılışı yapacağını söylüyor. Bir anda hepimiz yıkılıyoruz, ama pide yiyecektik ne olacak diye herkez birbirine bakıyor. Tesis sahibi suçlu çocuklar gibi, önce salata, makarna gibi bir ÅŸeyler öneriyor, ama homurdanmalar karşısında açık yüreklilikle koyun ortalarında bir yerde ara sokak içinde yer alan Olgun Pide’yi öneriyor. Hemen arabalara atlayıp, Olgun Pide’nin yolunu tutuyoruz. 1 - 2 dakika sonra pidecinin önünde arabalar parkedilmiÅŸ ve masalara kurulmuÅŸ oluyoruz.
Åženol Olgun 17 yıldır bu pideciyi ve hemen arkasındaki pansiyonu iÅŸletmekte imiÅŸ. Tesiste Pide ve Mantı bulunuyor. Dolaptaki mantılarda güzel görünmelerine raÄŸmen Åženol bey “ohoo ÅŸimdi mantının iÅŸi çok uzun sürer ben size en iyisi pide yapayım” diyerek çocukların mantı isteklerini savuÅŸturuyor. Pideler kısa bir bekleyiÅŸ ardından geliyor, lezzetli. Ayranlar ise büyük ve leziz.

Hepsinin üzerine Åženol bey’in Annesi tarafından hazırlanan “Damat Tatlısı”na sıra geliyor. Datça’nın yöresel bu tatlısı bir çeÅŸit bademli baklava. Eskiden yeni evlilerde, gelin kendi elleriyle hazırlarmış. Fakat yıllar ilerledikçe el emeÄŸi ile yapılan bu tatlı pek yapılmaz olmuÅŸ.
Pidelerin fiyatı makul fakat, damat tatlısının porsiyonu 10ytl ve bence biraz yüksek.
Åževval Sam 2008.
Temmuz 10, 2008 at 12:26 · Balıkçılar, Yol üzeri tesisleri altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Epeydir aklımızda olan bu tesise nihayet bu tatilde gitme olanağı buluyoruz. Datça’ya giderken yolumuzu Akyaka’ya çeviriveriyoruz, Sakar geçidinden çıkarçıkmaz Akyaka yoluna dönüyoruz. 5 - 10 dakikalık iniÅŸten sonra tesise varıyorsunuz. Kadın azmağı nehrinin üzerinde yaklaşık 45 yıldır hizmet vermekte olan tesis’in içine girer girmez dere içine kurulmuÅŸ salıncağı görüyor ve hemen parmak arası terliklerinizi ayağınıza geçirip salıncaÄŸa kuruluyorsunuz.

Grup bir anda darmadağın oluyor. Acıkanlar masaya oturuyor, çocuklar ve suyla oynamayı seven büyükler (!) nehrin içinde. Dere içinde ise ördekler ve helikopter böcekleri alımlı renkleriyle poz veriyorlar.

İlk yarım saat bu şekilde geçiyor. Artık ayaklar buz kesmeye başlayınca tekrar terlikler ayağa geçirilip masaya oturuluyor. Bu kez de ortalıkta kum gibi dolaşan servis görevlileri masaya uğramıyor, adeta kollarından çekerek masaya yönlendiriyoruz.
Mekanın tek ana yemeği alabalık. Herkez alabalık sipariş ediyor. Salata ve içecekler servis ediliyor. Zeytinyağlıların listesi servis görevlilerinin ağzından cımbızla alınarak bir kaç tane sipariş ediliyor. Alabalık tavalar servis edildiğinde ise mekanın haklı ünü pekişiyor. Dışı çıtır çıtır kızaran balıkların içi pişkin ve sulu olarak servis ediliyor. Çok çok lezzetli.

Marmaris ya da Datça’ya gidiyorsanız, bu sevimli tesisi ziyaret ediniz. O dışarıdaki kavurucu sıcaktan kurtulup serin bir mola, insanı zıpkın gibi yapıyor. Artık uykunuz açılmış dipdiri bir ÅŸekilde yola revan olabilirsiniz.
Fiyatları ise son derece makul. American Express kredi kartı vermeyin %5 lik bir komisyon talep ediyorlar, diğer kredi kartlarında sorun yok. Tuvaletler temiz.
Temmuz 8, 2008 at 15:13 · Ayaküstü birÅŸeyler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Daha büfe kavramının ne olduÄŸu bilinmezken 1964 Yılında Taksim Cumhuriyet caddesinde ilk büfeleri açmışlar. OluÅŸan yoÄŸun ilgi bir çok taklidinin çıkmasına neden olmuÅŸ. Neredeyse Marmaris Büfe jenerik bir isim halini almış. Benim seçebildiÄŸim kadarıyla dört farklı “Marmaris Büfe” var. Orjinali olduÄŸunu iddia eden de bile Franchise’ler vermesine raÄŸmen henüz ürün standartını tutturamıyorlar. Öyleki logolarında bile henüz bir standart yok. Bu linki tıklayınız ve sizde bakınız.

Neredeyse tüm tostlarında sandviç ya da tost ekmeÄŸi alternatifi var. Biz özellikle “Dilli-kaÅŸarlı” için gidiyoruz. Bu tost öncelikle kaÅŸarlı tost gibi hazırlanıp, tosta en son füme dil eklenmekte. Görüntü ve lezzet olarak Arby’s gibi. Dil, sandviç’in hazırlanışı sırasında dilimlenmekte olduÄŸundan daha bir leziz olmakta. Zira dil çok hızlı bozulan bir gıda. (5 dakikada hemen renk olarak deÄŸiÅŸmekte. Yarım saatten sonra ise lezzetinde de deÄŸiÅŸiklik oluÅŸmakta). Rambo olarak adlandırılan amerikan salatalı sunumuda var.

Üzerine ise Leyla (çikolatalı muzlu tost) iyi gitmekte. Bir çeşit waffle lezzeti yaratmışlar. Deneyiniz.
Dilli-Kaşarlı ve Leyla 4,5 ytl. Rambo ise 5,5 ytl.
Â
Haziran 9, 2008 at 21:41 · Balıkçılar altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
İstanbul boğazının en güzel kıvrımında yer alan bu balıkçıya sadece manzarası için bile gidilir. Çengelköy vapur iskelesine bitişik bu mekan, Boğaz köprüsüne tam karşıdan bakmakta ve bu görüntü eşliğinde balık yemenin keyfi de bir başka.

Bu kez akÅŸam üzeri daha güneÅŸ batmadan manzarayı yakalamak için Batur’u apar topar kurs’tan alıp Selda ile direkt burada buluÅŸtuk. Fakat manzaramızın yarısında iskeleye demirlemiÅŸ bir boÄŸaz vapuru vardı. O da manzaraya bir güzellik katmasına raÄŸmen olmamasını tercih ederdik.
Bu vapur yemeÄŸimizin neredeyse sonuna dek bize eÅŸlik etti. Ta ki tatlılara kadar. Tam tatlılarımız gelirken, halatlarını çözdü ve gürültülü bir ÅŸekilde iskeleden uzaklaÅŸmaya baÅŸladı. Bu aynı bir tiyatro oyununda perdenin açılışına benziyordu. Zira vapur giderken o boÄŸazın ve BoÄŸaz köprüsünün ihtiÅŸamlı manzarası aynı bir tiyatro’nun dekorları gibi ortaya çıkıyordu. (Tabii BoÄŸaz köprüsünün o iÄŸrenç ışıklandırmasını saymazsak. Koskoca Sabancı kulelerinin de yanar dönerli bu alaturka zevk ile donatılması ise ayrı bir ironi)

İskele’nin o enfes lakerdası ile baÅŸladık. Balık pazarına ihanet etmek istemem ama daha güzel. Deniz börülcesi, kalamar, tereyağında karides ve bir kaç meze daha geldi. Hepsi de çok lezizdi, ya da biz manzaraya bakmaktan hipnotize olmuÅŸtuk.
Lagos şiş ve Barbun sipariş ettik. Lagos enfesti. Barbunları özellikle çok iri olmayanlarından sipariş etmiştik ama biraz koku vardı ve pek iyi pişirilmemişti.
Ortaya gelen taptaze sızma zeytinyağı ve limon ile hallenmiş roka dağı yediklerimiz ve içtiklerimizin yanında harika gidiyordu.
Üzerine dondurmalı irmik helvası ve sufle aldık. İrmik helvası çok lezizdi. Sufle ise lezzetli fakat pek alışmadığımız gibiydi. Dışının kekimsi yapısı iyiydi fakat içindeki çikolata çok sıvı kalmıştı. Ama lezzet açısından güzeldi.
Dikkat hesap çok pahalı balıkçılar sınıfına giriyor.
Not: Klasik olarak yaptığım, yediklerimizin fotoğraflarını çekemedim. İki sebebi vardı, birincisi yemeklere çok hızlı girdik, ikincisi ise aklıma geldiğinde arka masamızda tiyatro ve müzik dünyasının çok popüler bir çifti yemek yemekteydi, onları irrite etmek istemedim.
Mayıs 26, 2008 at 19:11 · Sulu Yemekler, Şık Restaurantlar altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Hemen Çiçek Pasajı’nın giriÅŸinde yer alan bu restaurant, daha doÄŸrusu “Åžarapevi” epeydir denemek istediÄŸim bir yerdi. Restaurant’nın alt katında Tophaneye kadar uzanan bir su geçidinin sarnıç bölümü olduÄŸundan da çok merak ediyordum.

İstiklal’de öğlende serseri mayın gibi restaurant ararken algıda seçicilik olduÄŸundan sanırım ayaklarım kendiliÄŸinden “Åžarabi”den içeri giriverdi. İçeride hiç müşteri yoktu. Servis veren görevliden alt sarnıç katına servis alabilirmiyim dedim, görevli ise sadece akÅŸamları servise açılıyor, mümkün deÄŸil yanıtını verdi. Bunun üzerine hemen giriÅŸte cam kenarındaki bir masaya kuruldum. SipariÅŸ olarak kavrulmuÅŸ sebze üzeri incik, ege salatası ve bir kadeh’te ÅŸef’in önerisiyle Kalecik karası sipariÅŸ ettim. Ve beklerken İstiklal’deki o mahÅŸeri kalabalığın başımı döndürmesine engel olmak için, BB’de “Brickbreaker” oynayarak başımı döndürüyordum.
Güzel ve taze malzemeyle hazırlanmış lezzetli bir salata geldi, fakat İncik için aynı şeyi söylemem pek mümkün değil. Son derece sert olmuştu. Pek yenesi değildi. Bayağı bir boğuşma sonucunda üzerindeki etlerin ancak %60 kadarını yiyebildim.
Benim orada bulunduğum süre içinde yani 12:15 ile 12:55 arasında hiç müşteri gelmedi. Hesap geldiğinde ise bu müşteri durumu netlik kazandı, zira yediklerim 51 ytl tutmuştu.
Mayıs 14, 2008 at 21:36 · Tatlıcı ve Pastaneler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
“Karaköy GüllüoÄŸlu’ndan baÅŸka GüllüoÄŸlu tanımayan, sadece GüllüoÄŸlu için Karaköy’e giden, yakın zamanda rahmetli olan Kayınpederim Kemal Özalp’e ithaf olunur”.

İngiltere Kraliçe’sinin uçak gemisinin de tam Karaköy’e demirlediÄŸi sırada, olta balıkçıları Kraliçe’nin gemisi ile ilgili türlü espriler üretirken, ben de öğlen Karaköy Balıkçısı‘nda enfes balık çorbası üzerine kağıtta LevreÄŸi tüketmiÅŸ ve tatlı ihtiyacımı karşılamak üzere Karaköy GüllüoÄŸlu’nun yolunu tutmuÅŸtum.

GeniÅŸ bir aileye sahip olan GüllüoÄŸlu ailesinde tahminimce tüm aile baklavacılık yapmakta. Zira çevremizde ne kadar çok GüllüoÄŸlu var. Nejat, Faruk, Nuray, Mehmet GüllüoÄŸlu baklavacıları. Bunlar benim bildiklerim. Nadir ve Ömer ise Babalarının yanında kalmışlar. Burasının lezzet farkının yanında logosu da, diÄŸer GüllüoÄŸlu Baklavacılarından ayırt edilmesini saÄŸlıyor. DiÄŸerlerinde geleneksel olarak “Hitit GüneÅŸi” kullanılırken, Karaköy GüllüoÄŸlu, “Galata Kulesi” kullanmakta. Nedendir bilmiyorum ama; maÄŸazanın alamet-i farikasına (Melih Gökçek’e benzerliÄŸi yüzünden beni irrite eden) Nadir Güllü’nün siluetini de eklemisler.

Ama Karaköy GüllüoÄŸlu’nun yeri baÅŸka. Åžubesi yok. Üretim ve yönetim kurulduÄŸu günden beri Mustafa Güllü’de. Hatta aÅŸağıdaki fotoÄŸrafta arkada kasada silik ÅŸekilde görünen kiÅŸi ta kendisi. İşini bu derece seven bir patronun elinden tabii ki dünyanın en güzel baklavaları çıkmakta.

Kesinlikle midenizi kaynatmayan, şekeri tam dozunda, hıyır hıyır hatta çoğu kez daha ılık (100 metre ötedeki tesiste üretiliyor) enfes bir baklava.
Yeri ise çok kolay ve kesinlikle park derdi yok, çünkü tam Karaköy katotoparkı altında. En eski GüllüoÄŸlu olmalarına raÄŸmen, tüm domainleri diÄŸer GüllüoÄŸlu’larına kaptıran Karaköy GüllüoÄŸlu’nun web sitesi www.gulluoglu.biz
Mayıs 10, 2008 at 20:14 · Kebap ve Dürümcüler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Aslen bir Suriye yemeÄŸi olan “Kaburga Dolması” ile Diyarbakır’da 1982′de iÅŸe baÅŸlayan Selim amca, gördüğü talep karşısında dayanamayıp İstanbul’da ÅŸubeleÅŸmeye baÅŸlamış. Her ÅŸubenin mutfağında aileden birileri mutlaka bulunmakta. Bu yemekte kullanılan OÄŸlak eti Diyarbakır’dan gelmekte imiÅŸ.

Kaburga dolması diyince insanın aklına ağır bir yemek hissi gelmekte, ama öyle değil. Kaburga iç pilav ile doldurulup dikildikten sonra buharda pişmekte ve daha sonrada fırınlanmakta. Bu yüzden de yağ kokusu yok. Masaya iri bir tabakta gelen yemek garsonun mahir ellerinde kemiklerinden ve yağlarından arındırılmakta. Üzerine ise, kırmızı biberli et suyu gezdiriliyor ve size ise sadece bu leziz yemeği yemek kalıyor.

Mekanın diğer bir özel yemeği olarak sunulan haşlama içli köfte ise, beni içindeki baharatlar nedeniyle pek tatmin etmedi. Bir de sanırım haşlanıp dondurulmuş ve siparişe istinaden buharda ısıtılmakta. Zira içli köfte içinde yer yer soğuk kısımlar vardı.
Bumbar dolması ise ancak benim gibi bir gurman’ın yiyebileceÄŸi bir yemek. Yanında ayran ve nar ekÅŸili salata iyi gidiyor. Bumbar, lezzetli ama herkeze de tavsiye etmem.

Ve finali üzeri tarçınlı irmik helvası ve çay ile yapıyorum.
Genelde temiz ve hijen bir görüntü veren mekanda yediklerim için 35 ytl hesap ödüyorum.
Mayıs 1, 2008 at 12:44 · Balıkçılar altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
MYY’den 2008, dinleyiniz.
Bir öğlen iÅŸyerimde çıkan ve bir türlü alışamadığım yeÅŸil mercimek sayesinde tanıştım Sabahattin ile. Daha önce Sultanahmet civarında ne kadar çok gezdiÄŸimiz düşünülürse, bu kadar yakınındaki bu mahalleye yeterli ilgiyi göstermediÄŸimizi bu sayede farkettim. Tarihi dokusu bu kadar korunmuÅŸ bir mahalle İstanbul’da baÅŸka varmıdır bilmiyorum. Bir yanda; dar sokaklara açılan kapı önlerinde oturup dedikodu yapan kadınlar, yollarda pervasızca top koÅŸturan çocuklar, iki ya da üç masalık kahvelerde yola taÅŸan okey partileri, diÄŸer yanda ise; aslına uygun restore edilmiÅŸ eski ahÅŸap İstanbul evlerinin pansiyon ya da otele dönüşmüş hallerinden çıkan turistlerin mahalleye uyum göstermiÅŸ halleri. Onlarda sokaklarda ve kaldırım kenarlarında oturarak ellerinde haritalarla günün mütalaasını yapmaktalar. Bu manzaralar Cankurtaran’ın günlük sıradan görüntüleri.

Aslen Trilye’li olan Sabahattin, Armada’nın onardığı 1927 yapımı şık bir ahÅŸap evde hizmet vermekte. 2000 li yılların başına dek 2 arka sokakta salaÅŸ bir dükkanda hizmet vermekte imiÅŸ. 44 yıldır bu iÅŸi yapıyor. 2007 yılında Forbes dergisinin İstanbul’daki en iyi 5 lokantasından biri olmuÅŸ. The New York Times gazetesine 2 kez kapak sayfasında haber olmuÅŸ (Duvarlarında gördüğüm).

Mezeleri getirdikleri tepsi diğer balıkçılardaki gibi devasa değil. Bu mütevazi tepsi içinde damak zevkinize uygun mutlaka birşeyler oluyor. Deniz börülcesi ve lakerda çok leziz. Midyeli pilavı artık fenomen haline gelmiş. Tane tane midyeli bir iç pilav.

Ardından tekir ve irice bir tabak karışık salata ile devam ediyorum. Tekirler oldukça iri ve doyurucu bir tabak.
Etrafı şeffaf korunaklı bahçede yemeğimi yiyiyorum. Çevredeki masaların neredeyse tamamı turist. Bu ortamda bile sigara yasağı uyguluyorlar. Bu konudaki hassasiyetlerini özellikle tebrik ettim.
Yemeğin üzerine güzel bir irmik helvası ve yanındada bir top vanilyalı dondurma. Enfes bir final ve bu final size tesisin güzel bir jesti.
45 ytl lik bir hesap geliyor ama o bembeyaz masalarda aldığınız bu nezih hizmet ve lezzetli yiyecekler için değer diye düşünmekteyim.
Bir sabah baÅŸlayacağınız Cankurtaran gezinizden sonra öğlen yemegi için Sabahattin’de vereceÄŸiniz bir mola ile, akÅŸamın kargaşısından uzakta rahatça yemeÄŸinizi yiyebilirsiniz. (0 212 485 18 24)
Next entries »